top of page

Noksan

​

Ahmet Mümtaz Taylan’ın LEE Art Project kapsamında bir araya getirdiği fotoğraf serisi, görsel dünyayı inşa eden nesnelerden çok kadrajın dışında kalanın, eksiltilenin ve saklananın; kısacası noksanlığın peşine düşüyor.

Seçki, ilk bakışta sisli ovalardan donmuş göllere, kentsel yapılardan terk edilmiş ayrıntılara uzanan geniş bir görsel coğrafya sunuyor. Bu farklı manzaraları aynı atmosferde buluşturan ise görünenin ardındaki boşluk ve insanın yokluğu.

Noksanlık, ne yaparsak yapalım dolmayan ve insana her resimde yalnızlığını anımsatan bir boşluktur. Buna rağmen eksikliklerin ve kesintilerin gerçek sevgiyi ve birbirine tutunmayı mümkün kıldığı bir bağa dönüşür.

Sisin ayrıntıları yuttuğu düzlüklerde tek başına duran bir ağaç, suyun içinde gövdesi belirsizleşen kökler, sonu görünmeyen puslu patikalar… Buradaki noksanlık bir eksiklik ya da kusur değil. Sis, manzaradan ayrıntıyı sildikçe manzara gizemi ve sessizliği ölçüsünde derinleşiyor. Görünmezlik, mekânı ortadan kaldırmak yerine onun temel varoluş biçimine dönüşüyor. Çünkü insan ancak noksanlığını fark ettiğinde ve onun acısını korkmadan taşıyabildiğinde anlam yaratabiliyor.

İnsan, ne yaparsa yapsın, ne eylerse eylesin, daima terk edilen ve kesintiye uğrayan bir varlıktır. Yine de sevmeye ve manzaraya bakmaya devam ettiğinde yaşamın büyüsünü, sislerin ardında saklanan hayatın özünü hisseder gibi olur.

İnsan müdahalesinin hissedildiği kadrajlarda ise noksanlık biçim değiştiriyor. Ufka karşı yalnız bırakılmış bir koltuk, buz tutmuş gölün kıyısında budanmış bir ağaca bağlanan dilek kumaşları, dökülmüş sıvanın önüne dizilmiş biblolar… İnsanın bedenen bulunmadığı bu sahneler, eksik öznenin bıraktığı izlerle dolu. Nesneler, kendilerini tamamlayacak insan noksan olduğu ölçüde güçlü birer anlatıcıya dönüşüyor.

Serideki her nesne, birazdan kaybolacakmış gibi görünüyor. Elimizi uzatıp dokunmaya çalıştığımız her yaşam kırıntısı, sanki avucumuzun içinden geçerek başka bir hayatın, başka bir kalbin içinde yeniden beliriyor. Theo Angelopoulos’un Eternity and a Day filminde de ölümü yaklaşan Aleksandros’un yitirdiğini sandığı zaman, kaybettiği eşinin mektuplarında, belleğin içinden yükselen bir yaz gününde ve yolu onunla kesişen göçmen çocuğun varlığında geri dönüyor. Geçmiş bütünüyle kaybolmuyor; biçim değiştirerek bir başkasına, bir sözcüğe ya da bir hatıraya tutunuyor. Taylan’ın fotoğraflarındaki nesneler de tam bu eşikte duruyor: Kaybolmakla kalmak, terk edilmekle başka bir hikâyede yeniden belirmek arasında.

Sergide yer alan kentsel yapılar ve birbirine sıkışan mimari hatlar ise bu ıssızlığın karşısına boşluğun noksanlığını çıkarıyor. Böylece seçki, biri terk edilmişliğin sessizliğinden, diğeri sıkışmışlığın ağırlığından doğan iki farklı hafıza katmanı arasında güçlü bir karşıtlık kuruyor.

Noksanın Varlığı, izleyiciyi kadrajda sunulanın ötesine bakmaya ve görünmeyeni tamamlamaya çağırıyor. Suyun altında kalan gövdenin, sise gömülen ufkun ve sahibi olmayan nesnelerin işaret ettiği ortak bir gerçek var: Bir görüntüyü tamamlayan ve ona ruhunu veren şey, çoğu zaman içinde barındırdığı noksanlığın ta kendisidir.                                                              

- Ömer Çeşit

bottom of page